don’t bother ile ilgili cümleler

Oh, don’t bother. — Oh, zahmet etmeyin.

don’t bother me now. — ޞimdi beni rahatsız etme.

Please don’t bother. — Lütfen zahmet etmeyin.

don’t bother me again. — Beni bir daha rahatsız etme.

don’t bother with that. — Onu rahatsız etmeyin.

Please don’t bother me. — Lütfen beni rahatsız etme.

don’t bother getting up. — Uyanmak için zahmet etme.

don’t bother me anymore. — Artık beni rahatsız etmeyin!

don’t bother to call me. — Beni aramak için zahmet etme.

don’t bother to deny it. — Boşuna inkar etme.

don’t bother to deny it. — Boşuna inkar etmeyin.

don’t bother to respond. — Karşılık vermek için rahatsız olma.

don’t bother standing up. — Ayağa kalkmak için zahmet etmeyin.

don’t bother to call Tom. — Tom’u aramak için zahmet etmeyin.

don’t bother me about that. — Bu konuda beni rahatsız etmeyin.

don’t bother looking for me. — Boşuna beni arama.

don’t bother looking for me. — Boşuna beni aramayın.

don’t bother to call on him. — Onu aramak için zahmet etmeyin.

don’t bother me with details. — Detaylarla benim canımı sıkmayın.

don’t bother calling for help. — Boşuna yardım isteme.

don’t bother calling for help. — Boşuna yardım istemeyin.

don’t bother calling security. — Güvenliği çağırmaktan rahatsız olma.

don’t bother with what he said. — Onun söylediğinden rahatsız olmayın.

don’t bother to come to my house. — Evime gelmek için zahmet etmeyin.

don’t bother me with such trifles. — Ufak tefek şeylerle beni rahatsız etmeyin.

don’t bother to answer this letter. — Bu mektubu cevaplamak için zahmet etmeyin.

don’t bother. It’s a waste of time. — Zahmet etmeyin. O, zaman kaybıdır.

don’t bother Tom while he’s reading. — Tom okurken rahatsız etmeyin.

don’t bother to pick me up at the hotel. — Beni otelden almak için rahatsız olmayın.

I usually don’t bother with people like him. — Ben genellikle onun gibi insanları rahatsız etmem.

If you don’t bother the bees, they’re unlikely to sting you. — Eğer arıları rahatsız etmezsen onların seni sokması olası değil.

don’t bother waking me up at 4:00 a.m. I don’t plan to go fishing tomorrow. — Sabah 4:00’te beni uyandırmak için zahmet etmeyin. Yarın balık tutmaya gitmeyi planlamıyorum.

I’m beginning to understand why you don’t bother to try to explain things to Tom. — Bazı şeyleri neden Tom’a açıklama zahmetinde bulunmadığını anlamaya başlıyorum.