only ile ilgili cümleler

I am only joking. <----> Sadece şaka yapıyorum.

I know only this. <----> Ben sadece bunu biliyorum.

I only need half. <----> Sadece yarısına ihtiyacım var.

I’m only kidding. <----> Sadece şaka yapıyorum.

It’s only Monday. <----> Sadece pazartesi.

It’s only a book. <----> O sadece bir kitap.

It’s only a game. <----> O sadece bir oyun.

It’s only a play. <----> Bu sadece bir oyun.

That’s only fair. <----> Bu sadece adil.

Tom only told me. <----> Tom sadece bana anlattı.

Tom told only me. <----> Tom sadece bana anlattı.

We only have tea. <----> Sadece çayımız var.

We only need one. <----> Sadece birine ihtiyacımız var.

We only want you. <----> Biz yalnızca seni istiyoruz.

You only get one. <----> Sadece bir tane alıyorsun.

Am I the only one? <----> Tek kişi ben miyim?

I was only joking. <----> Sadece şaka yapıyordum.

I was only joking. <----> Ben sadece şaka yapıyordum.

I’m an only child. <----> Ben tek çocuğum.

I’m only a junior. <----> Ben sadece bir gencim.

I’m only eighteen. <----> Sadece on sekiz yaşındayım.

I’m only thirteen. <----> Ben sadece on üç yaşındayım

It’s my only hope. <----> O benim tek umudum.

It’s only a dream. <----> O sadece bir rüya.

It’s only a guess. <----> Bu sadece bir tahmin.

That’s only a toy. <----> Bu sadece bir oyuncak.

You’re only human. <----> Sadece bir insansın.

He is only a child. <----> O sadece bir çocuk.

I am an only child. <----> Ben bir tek çocuğum.

I only did my duty. <----> Sadece görevimi yaptım.

I only drink water. <----> Sadece su içerim.

I was only kidding. <----> Sadece şaka yapıyordum.

I was only kidding. <----> Ben sadece şaka yapıyordum.

I was only teasing. <----> Sadece şaka yapıyordum.

I was the only man. <----> Ben tek adamdım.

I’m your only hope. <----> Ben senin tek umudunum.

It’s only a theory. <----> O sadece bir teori.

It’s our only hope. <----> Bu bizim tek umudumuz.

It’s our only show. <----> Bu bizim tek gösterimiz.

only time can tell. <----> Sadece zaman söyleyebilir.

She’s only a child. <----> O sadece bir çocuk.

They only want Tom. <----> Onlar sadece Tom’u istiyor.

They’re only ideas. <----> Onlar sadece fikirlerdir.

We’re only friends. <----> Biz sadece arkadaşlarız.

You only live once. <----> Yalnızca bir kez yaşarsın.

You only live once. <----> Sadece bir kez yaşarsın.

He was the only man. <----> O sadece bir adamdı.

I have only one pen. <----> Sadece bir kalemim var.

I met Tom only once. <----> Sadece bir kez Tom’la karşılaştım.

I need only one cat. <----> Sadece bir kediye ihtiyacım var.

I only just met Tom. <----> Sadece Tom’la karşılaştım.

I only met him once. <----> Onunla sadece bir kez karşılaştım.

I only saw Tom once. <----> Tom’u sadece bir kez gördüm.

I only saw him once. <----> Onu sadece bir kez gördüm.

I only speak French. <----> Sadece Fransızca konuşuyorum.

I only think of you. <----> Sadece seni düşünüyorum.

I only used it once. <----> Onu sadece bir kez kullandım.

I only want a snack. <----> Ben sadece bir aperatif istiyorum.

I only want to help. <----> Sadece yardım etmek istiyorum.

I only want to talk. <----> Ben sadece konuşmak istiyorum.

I only wish to help. <----> Sadece yardım etmeyi diliyorum.

I’m only a beginner. <----> Ben sadece bir acemiyim.

I’m only a beginner. <----> Ben sadece bir yeni başlayanım.

I’m only a customer. <----> Ben sadece bir müşteriyim.

I’m only a freshman. <----> Ben sadece birinci sınıf öğrencisiyim.

It is only too true. <----> O, sadece çok doğrudur.

It was only a dream. <----> Sadece bir rüyaydı.

It was the only way. <----> O tek yoldu.

It wasn’t only that. <----> Sadece o değildi.

It’s my only chance. <----> Bu benim tek şansım.

It’s only a placebo. <----> Bu sadece bir teselli ilacı.

It’s only temporary. <----> O sadece geçici.

It’s your only hope. <----> Bu senin tek umudun.

It’s your only shot. <----> Bu senin tek atışın.

only Tom knows that. <----> Onu yalnızca Tom bilir.

only time will tell. <----> Sadece zaman gösterecek.

She is only a child. <----> O sadece bir çocuk.

She’s an only child. <----> O tek çocuk.

That’s only natural. <----> Bu sadece doğal.

That’s the only way. <----> Bu tek yol.

Tom is only a child. <----> Tom sadece bir çocuk.

Tom was only joking. <----> Tom sadece şaka yapıyordu.

We only did it once. <----> Bunu sadece bir kez yaptık.

We only kissed once. <----> Biz sadece bir kez öptük.

We only kissed once. <----> Sadece bir kez öpüştük.

We’ve met only once. <----> Biz sadece bir kez karşılaştık.

You’re the only one. <----> Sen teksin.

I can only speculate. <----> Ben sadece spekülasyon yapabilirim.

I had only one drink. <----> Sadece bir içki içtim.

I only have a minute. <----> Sadece bir dakikam var.

I only have a second. <----> Sadece bir saniyem var.

I only just left Tom. <----> Az önce Tom’u terk ettim.

I only met Tom twice. <----> Tom’la sadece iki kez karşılaştım.

I only need a minute. <----> Sadece bir dakikaya ihtiyacım var.

I only saw the apple. <----> Ben sadece elma gördüm.

I only used it twice. <----> Ben onu sadece iki kez kullandım.

I was the only woman. <----> Ben tek kadındım.

I’m not the only one. <----> Ben tek kişi değilim.

I’m the only witness. <----> Ben tek tanığım.

I’ve only just begun. <----> Sadece yeni başladım.

I’ve only lost twice. <----> Ben sadece iki kez kaybettim.

If only he had known! <----> Keşke bilseydi!

It only costs $10.00! <----> Maliyeti sadece 10,00 dolar!

It’s only a computer. <----> O sadece bir bilgisayar.

It’s only a painting. <----> Bu sadece bir tablo.

It’s only just begun. <----> O sadece az önce başladı.

It’s our only option. <----> Tek seçeneğimiz.

only old men do that. <----> Sadece yaşlı erkekler onu yapar.

This is only for you. <----> Bu yalnızca senin için.

Tom had only one leg. <----> Tom’un sadece bir bacağı vardı.

Tom has only one leg. <----> Tom’un sadece bir bacağı var.

Tom is an only child. <----> Tom tek çocuktur.

Tom is my only child. <----> Sadece Tom benim çocuğum.

Tom is only a junior. <----> Tom sadece bir genç.

Tom is only bluffing. <----> Tom sadece blöf yapıyor.

Tom is only thirteen. <----> Tom sadece on üç yaşında.

Tom only drinks wine. <----> Tom sadece şarap içer.

Tom only has one arm. <----> Tom’un sadece bir kolu var.

Tom only has one leg. <----> Tom’un sadece bir bacağı var.

Tom only knew French. <----> Tom sadece Fransızca biliyordu.

Tom only talks to me. <----> Tom sadece benimle konuşur.

Tom was only teasing. <----> Tom sadece alay ediyordu.

We only have one son. <----> Sadece bir oğlumuz var.

We only won one game. <----> Biz sadece bir oyun kazandık.

We’re only fishermen. <----> Biz sadece balıkçıyız.

You are the only one. <----> Sen teksin.

You’re our only hope. <----> Sen bizim tek umudumuzsun.

Are you an only child? <----> Tek çocuk musunuz?

Are you an only child? <----> Tek çocuk musun?

He was my only friend. <----> O benim tek arkadaşımdı.

He’s our only suspect. <----> O bizim tek şüpheli.

He’s their only child. <----> O onların tek çocuğu.

Hey, I’m only kidding. <----> Hey, ben sadece şaka yapıyorum.

I only care about Tom. <----> Sadece Tom’u önemsiyorum.

I only had three left. <----> Sadece üç tanem kaldı.

I only have ten books. <----> Sadece on kitabım var.

I only need one thing. <----> Sadece bir şeye ihtiyacım var.

I only use cane sugar. <----> Sadece şeker kamışı şekeri kullanırım.

I only work part-time. <----> Ben sadece yarı zamanlı çalışırım.

I’ll only be a minute. <----> Bir dakika içinde döneceğim.

I’ll only be a moment. <----> Ben bir an sonra geleceğim.

I’ll only talk to Tom. <----> Sadece Tom’la konuşacağım.

I’m not an only child. <----> Tek çocuk değilim.

I’m only doing my job. <----> Yalnızca işimi yapıyorum.

I’m only the mechanic. <----> Ben sadece tamirciyim.

I’m the only one here. <----> Buradaki tek kişi benim.

I’m the only one left. <----> Kalan tek kişiyim.

It only happened once. <----> Bu sadece bir kez oldu.

It takes only seconds. <----> Bu sadece birkaç saniye sürer.

It takes only seconds. <----> Bu sadece saniyeler sürer.

It’ll only get better. <----> O sadece iyileşecek.

It’s your only chance. <----> Bu senin tek şansın.

It’s your only choice. <----> Bu senin tek seçimin.

only fools take risks. <----> Sadece aptallar risk alır.

only one man survived. <----> Sadece bir adam hayatta kaldı.

That was only a guess. <----> O sadece bir tahmindi.

That’s only the start. <----> Bu sadece başlangıç.

There’s only one door. <----> Yalnızca tek kapı var.

This is our only hope. <----> Bu bizim tek umudumuz.

This is our only shot. <----> Bu bizim tek şansımız.

Time is the only cure. <----> Zaman tek çaredir.

Tom is our only child. <----> Tom bizim tek çocuğumuz.

Tom only drinks water. <----> Tom sadece su içer.

Tom only spoke French. <----> Tom sadece Fransızca konuştu.

Tom only used it once. <----> Tom bunu sadece bir kez kullandı.

Tom only won one game. <----> Tom sadece bir oyun kazandı.

Tom spoke only French. <----> Tom sadece Fransızca konuştu.

Tom was my only child. <----> Tom benim tek çocuğumdu.

We only did that once. <----> Onu sadece bir kez yaptık.

We only went out once. <----> Sadece bir kez dışarı çıktık.

We’ve only just begun. <----> Sadece az önce başladık.

You are our only hope. <----> Sen bizim tek umudumuzsun.

Am I the only one here? <----> Ben burada tek kişi miyim?

He has only four pesos. <----> Onun yalnızca dört pezosu var.

I guess it’s only fair. <----> Sanırım bu sadece adil.

I have only just begun. <----> Daha az önce başladım.

I have only one sister. <----> Yalnızca bir kız kardeşim var.

I only eat kosher food. <----> Ben yalnızca koşer yemeği yerim.

I only have one sister. <----> Sadece bir kız kardeşim var.

I only have one so far. <----> ޞimdiye kadar sadece bir taneye sahibim.

I only just noticed it. <----> Ben sadece onu az önce fark ettim.

I only kissed Tom once. <----> Ben sadece Tom’u bir kere öptüm.

I only need to buy one. <----> Sadece bir tane satın almam gerekiyor.

I only slept two hours. <----> Ben sadece iki saat uyudum.

I only went there once. <----> Oraya sadece bir kez gittim.

I slept only two hours. <----> Sadece iki saat uyudum.

I speak only the truth. <----> Ben sadece gerçeği konuşurum.

I think it’s only fair. <----> Bunun sadece adil olduğunu düşünüyorum.

I’m only doing my duty. <----> Ben sadece vazifemi yapıyorum.

I’m only the messenger. <----> Ben sadece elçiyim.

I’ve only got a minute. <----> Sadece bir dakikam var.

I’ve only just arrived. <----> Sadece az önce geldim.

I’ve only seen it once. <----> Ben onu sadece bir kez gördüm.

I’ve only used it once. <----> Onu sadece bir kez kullandım.

Is it only about money? <----> Sadece para hakkında mı?

It’s Tom’s only chance. <----> Bu, Tom’un tek şansı.

It’s only been one day. <----> O sadece bir gündü.

It’s their only chance. <----> Bu onların tek şansı.

Mary is my only sister. <----> Mary benim tek kız kardeşimdir.

only fifty people came. <----> Sadece elli kişi geldi.